Etiketler

, , , , , , , ,

‘Problematik’ kavramı gündelik hayatta pek kullanmadığımız bir terim. İlk duyduğumda 18-19 yaşında, planlama stüdyosu birinci sınıf öğrencisiydim. Güneşli bir kış öğleden sonrası, Baykan Hoca stüdyo dersi için bize verecekleri projeden söz ediyordu. Yemekhanenin önündeki dolmuş durakları ODTÜ’de ciddi bir kargaşa yaratıyordu. Tıpkı Güvenpark’taki dolmuş durakları gibi… Buna bir problem alanı olarak baktıklarını, ‘problem’ (sorun) ile ‘problematik’ (sorunsal) arasında fark olduğunu anlattı önce. Sonra da birinci sınıf güz dönemi (1999-2000) final proje tanımımızı verdi: Her birimiz bu alanda ya da ODTÜ kampüsü içinde birer sorunsal tanımlayarak, bir çözüm önerisini projelerimizde tasarlayacaktık. Kampüs bütünüyle ilişkilendirdiğimiz daha üst ölçekli projelerimiz ve daha özelde tanımlayıp çözdüğümüz alt ölçek proje ve maketimiz olacaktı. Eyvah!!! Birinci sınıf stüdyosu zaten yeterince mide asidi salgılamama neden oluyordu, bir de bu sorun-sorunsal ikilemi de nerden çıkmıştı şimdi? Baykan Hoca gayet tatlı ve sakin bir sesle bunları söylemiş olsa da, gerilmiştim elbette. Bu kavram beni hem heyecanlandırmıştı hem de korkutmuştu. Nasıl yapacaktım şimdi ben projeyi? “Sorunsal, sorundan daha karmaşıktır; öyle kesin bir yanıtı yoktur,” diye de eklemişti Baykan Hoca.

Problematik ya da sorunsal sonraki yıllarda, yüksek lisans ve doktora aşamasında daha sık karşılaştığım ve yavaş yavaş kavramaya başladığım, karşısında sakin kalabildiğim bir kavram haline geldi zamanla. Hatta edebiyattaki izlek kavramıyla ilişkilendirdim, sıkça kullandım ve çok sevdim. Genel olarak şöyle tanımlayabiliriz problematiği: Önceden bilinen (ör: 2X2=4 gibi) ve kolayca ulaşılabilen kesin bir yanıtı olmayan; amaca, eldeki veriye ve seçilen çerçeveye göre tanımı ve çözümü de değişen bir soru, sorun, problem. Problematik herhalde en çok problem kavramına yakın. Bu nedenle sıklıkla matematik derslerinde çözülen problemi de düşündüm, sorunsalın araştırmada durduğu yeri kavramaya çalışırken. Problem bir sorun muydu, yoksa matematiksel olarak bize çözmemiz için verilmiş bir soruya mı karşılık gelmekteydi? Çünkü gündelik dilde, problem kavramı bu ikisini karşılıyordu. Sonra şunu fark ettim, bilimsel anlamda problem ve problematik bu ikisini birden kapsamaktaydı. Problem ya da belli bir düşünsel sürecin sonucunda formüle ettiğimiz problematik, hem bizi gündelik hayatta ve okumalarımızda karşılaşıp da rahatsız olduğumuz bir soruna, hem de sistematik bir düşünme süreci sonucunda belli bir konu çerçevesi içinde ortaya attığımız bir soru ve belli bir amaç etrafında tasarladığımız araştırma edimine işaret ediyordu.

Problematikle ilgili bir tarama yapmak istediğimde büyük bir engelle karşılaştım: Bilimsel araştırma yöntem dersleri daha çok pozitif bilimlerle ilişki içinde tanımlıydı. Bulduğum sunumların işaret ettiği formüller daha çok deney ve gözleme dayalı doğa bilimlerine göre tanımlanmıştı. Problematik tanımı ve araştırma basamakları da… Problematik, hipotez, sayıltı gibi kavramları sosyal bilimlerde tanımlamak kolay değil. Çünkü devreye araştırmacının duruşu, politik toplumsal etkenler girer. Bu yüzden de sosyal bilimciler bir ikircik içinde buluyor kendilerini ister istemez: N’apcaz biz şimdi? 🙂 Fen bilimlerine mi öykünsek, yoksa tamamen bağımsız bir sosyal bilim epistemolojisi ve metodolojisi mi geliştirsek? Ama nasıl? Ee ben de problematik üzerine düşünmeye başladığımda böylesi bir ikilemle karşılaştım ister istemez: Haftalarca tezimle ilgili hipotez yazma denemesi yaptım ve tabii ki başarısız oldum.

Peki özetleyecek olursak, nedir ‘problematik’? ‘Problem tanımı’ ne demektir? Sosyal bilimlerde problem ve problem tanımını yine ilk ve orta öğrenimimiz boyunca matematik derslerindeki problem çözme becerisi ile ilişkilendirmek istiyorum. Hatırlayalım, mesela bize çözmemiz için bir yaş problemi verildi: İki sayının toplamı 125’tir. Aralarındaki fark 5 ise, sayılardan büyük olanı nedir? Bu bariz bir matematik problemi. Basit ancak çözülmeyi bekleyen bir problem. Sınırları var. Verilenler var, bir de bizden istenen var. Tutup sayıların arasındaki farkı 10 olarak alamayız, çünkü aralarında belli bir ilişki tanımlanmış. Bizden büyük sayıyı istedikleri halde, biz küçük sayıyı bulup söylersek o da yanlış olur. Test çocukları olarak bu tür yanlışları hepimiz yapmışızdır. Peki araştırmamızı yürütürken problematik nedir? Doktora tezini yazarken ne yapmalıyız? Bir kere matematik problemi çözerken, yaptığımız sadece bize verilenlerden yola çıkarak, sorunun yanıtını bulmaktı. Tabii soruyu anlamak yarı yarıya çözmek demekti. Şimdi doktora tezimize temel olacak araştırmamızı yaparken de yapmamız gereken şey, soruyu da bulup herkesin anlayabileceği şekilde tanımlamak. Verilenleri, sınırları, amacı ve isteneni biz belirleyeceğiz. Sonra da bir güzel oturup o soruyu yanıtlayacağız. İşte problematik buna karşılık geliyor. Ortaokulda, lisede cebelleştiğimiz o matematik problemlerinden daha zor değil mi? Üstelik bu soruyu niye o şekilde değil de bu şekilde ortaya attığımızı ve sürecin her aşamasını da gerekçelendirmemiz gerekecek. Ortaya koyduğun sorunsal bir gerçekliğe dokunuyor, bir boşluğu dolduruyorsa, belli bir soruna çözüm önerebiliyorsa ya da uygulama alanında, metodolojide bir eksikliğe karşılık gelebiliyorsa ne ala. Ama tüm bunları da bir sanatçı gibi yaratıcılığını, becerilerini kullanarak sen keşfedip ortaya koyacaksın. Problematik dediğimiz çerçeve tezin de araştırmanın da özünü, ruhunu oluşturuyor diye düşünüyorum tam da bu yüzden. Metodoloji ise bu özün, ya da ona istersek geist diyelim, vücut bulması, somutlaşması. Metodoloji konusunu, problematik formülasyonunu ele aldığım yazımdan sonra irdeleyeceğim. Peki şimdi sizin derdiniz ne? Neden yazıyorsunuz o tezi? Neden yapıyorsunuz ve nasıl yapacaksınız o araştırmayı?

16.09.2014 / Pazartesi

ANKARA

11:30

Reklamlar