Etiketler

, , ,

Önceki bölümde problematiğin tanımı ve sosyal bilimlerde neye karşılık geldiğini biraz tartışmaya çalıştım. Problem ve problematiğin ne olduğunu anlamaya çalıştıktan sonra, bu sefer de başka bir sorunla karşılaştım: Problemimi / problematiğimi nasıl formüle edebilirdim? Bu konuda fen bilimleri temelinde olsa da karşılaştığım en doyurucu metin, Aydın Usta’nın (2011) Bilimsel Araştırmalarda Problematik: Projelendirme ve Raporlaştırma başlıklı makalesiydi. Bunun üzerine düşünüp, internette bulduğum bazı sunumları da gözden geçirerek kendime ve sosyal bilim, mekan ve kent çalışmalarına uyarladım problematik tanımını ve formülasyon sürecini. Bunu Viyana’da tez çalışma grubundaki arkadaşlarımdan Elis’in aldığı seminer dersindeki odaklanma yaklaşımıyla da ilişkilendirdim. Şimdi bunlardan söz edeyim.

Bir bilimsel araştırma yaparken belli bir çalışma alanına, belli bir konu alanına giriyoruz. Buna tema alanı / Themenfeld diyebiliriz. Yani bir temayla başlıyoruz çalışmamıza. Mesela kamusal mekan, yeşil alan, konut politikası ya da ekonomisi gibi. Sonra bu alanda biraz araştırma yapıyor, bu konunun yapısına dair bir fikir ediniyoruz belki. Ana başlıkları, alt başlıkları, kavramları ve soruları el yordamıyla keşfediyoruz. Kendi gözlem ve okumalarımızı, görgümüzü, deneyimimizi de süzgeçten geçirip, bu temanın içinde belli bir yere odaklanarak, bir konu çerçevesi / Teilaspekt oluşturmaya başlıyoruz. Artık bizim odaklandığımız yere göre, konumuzun kendine ait ana ve alt başlıkları, belli bir kavram ve soru örgüsü oluşmaya başlıyor. İşte bu konu çerçevemiz… Zihinsel odağımızı ve süzgecimizi biraz daha yetkinleştiriyoruz: Problematiğimizi formüle etmeye koyuluyoruz. Konu çerçevemizi belirledik, olası soruları, kavramları ve bir de yazına göz attık, gözlemlerimizi yapmaya başladık, yavaş yavaş bir sorun, bir soru ve bir amaç belirginleşmeye başlıyor. Ali Hoca Housing and Discurse / Konut ve Söylem derslerinde buna ilişkin o içsel itkinin çok üstünde durur. Her araştırmacının o itkiyi keşfetmesinin araştırmanın derinliği açısından önemli olduğunu düşünür. Ben de ona katılıyorum. Çünkü her şey bir birikim sonucu olduğu noktaya geliyor ve o birikimin farkına varmak da gerçekten çalışmayı zenginleştiren ve odaklamamızı mümkün kılan bir farkındalık yaratıyor.

İşte bu problem formülasyonu dediğimiz süreç sosyal bilimler ile fen/doğa bilimleri arasında bir takım farklılıklar gösteriyor. Sosyal bilimci olarak, fen bilimlerinin kullandığı formülasyon çerçevelerini ve doğrulama tekniklerini kullanamıyoruz. Ancak öte yandan, yaptığımız çalışmaların da hikayenin ötesinde bilimsel değerinin olmasını hedefliyoruz. Bu konu başka yazıların konusu olacak derin bir felsefi tartışma. Burada sadece belirtmek istedim. Peki problematiğimizi tanımlarken, problem formülasyonu yaparken ya da araştırma sorumuzu belirlerken nasıl bir düşünsel süreçten geçiyoruz? Konumuzu çerçevelerken gördük ki, bir yanda araştırma alanında yapılmışlar var; öte yanda da bizim ilgimizi özel olarak çeken, belki de daha önce kimsenin bakmadığı bir nokta ya da ayrıntı içinde hayatın içinde sürekli devinen bir gerçeklik var. Sonra sormaya başlıyoruz: Önceden yapılmış, ortaya atılmış olanla bizim sorgulamak istediğimiz gerçeklik arasında nasıl bir ilişki var? Yeni bir bilgi üretebilir miyim, yeni bir söz söyleyebilir miyim? Bu birikimi tekrar mı edeceğim, destekleyecek miyim, onaylayacak mıyım, o biriktirilmiş bilgiye bir katkı mı koyacağım, ya da yeni bir alan mı açacağım? Benim söyleyeceğim yeni söz nereden nasıl çıkacak? Dr. unvanını alabilmek için jüri üyelerinin, alanındaki bilgi birikimine orijinal bir katkı sağlamanı bekledikleri söylenir 🙂 Önceki yazılarda doktora sürecinin bundan ibaret olmadığını dile getirmiştim, ancak bu da işin bir boyutu sonuçta. Napcaz şimdi?

Bu noktada problematiğin ikili ucu çıkıyor: Problematik bir yandan bizim alana gittiğimizde ne yapacağımızı çerçeveliyor, öte yandan kalktığımız teorik çerçeveye işaret ederek hem o birikimde nerede durduğumuzu hem de nasıl kavramsal araçlar kullanacağımızı, nereye hangi metodoloji ile yeniden bakacağımızı ve tüm bu bulguları, birikim, katkıyı nasıl sunacağımızı içeriyor. Bu anlamda, Aydın Usta’nın da metninde dediği gibi, “… araştırmanın çerçevesini çizen bir metindir problematik.” Buradan yola çıkarak diyebilirim ki, bizim ODTÜ’de yaptığımız proposal / tez önerisi sunumlarımız ve daha sonra tezde yazdığımız giriş bölümü problem formülasyonumuza işaret eden metinlerdir. Bu yüzden oldukça önemli olduklarını düşünüyorum. Kendi çalışmamda kendime tanımladığım ilk TASK / GÖREV problematik formülasyonu ve bunun teze gireceği kısım da giriş bölümü.

Fark ediyorum ki, hala problematik tanımından ve formülasyonunu anlatmaktan çok uzağım 🙂 Olsun. Yine de bu konudaki düşünce ve bilgimizi bir yere toplamış olduk. Bundan sonra iş problematik formülasyonun o anlatılmazyaşanır olan kısmına bir dalış yapmak. Ve yine fark ediyorum ki bu dalış tez bitene kadar bitmeyecek. Tam da bu nedenle, bu yazı problematik formülasyonu üzerine yazacağım ne ilk ne de son metin. Keyifli problematize etmeler efenim.. 🙂

16.09.2014 / Pazartesi

ANKARA

11:30

Kaynaklar:

  • Usta, A. (2011), ‘Bilimsel Araştırmalarda Problematik: Projelendirme ve Raporlaştırma’, Akademik Yaklaşımlar Dergisi, Kış 2011, Cilt 2, Sayı 2
  • Problemi Tanımlama, Dr. Cevdet Cengiz, pdf sunumu
Reklamlar