Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Doktora tezi: Araştırma Yapmak mı, Yazmak mı?

Doktora tezi, kılcalları olsa da, kabaca iki aşamadan oluşuyor: (1) Araştırma yapmak, (2) Araştırmayı yazılı ve sözlü olarak sunmak.

Yani biri süreç, diğeri sonuç olan iki farklı konsantrasyon düzeyi ve karmaşık edimler topluluğu. İlk yazımda doktorayı, bir yeterlilik sınavından çok yeni bir dünyaya giriş kapısı ve o dünyada ihtiyaç duyacağımız becerilerin geliştirildiği eğitim süreci olarak tariflemeyi yeğlediğimi söylemiştim. Aslolan araştırma yapmayı öğrenmekken, ne yazık ki –belki de somut olarak izlenebilecek tek şey olduğundan– yazılı metne süreçten daha çok önem veriliyor. Yine ikinci blog yazımda da ifade ettiğim gibi, doktora tezi ve yazma edimi, hiçbir zaman salt yazmaktan ibaret değildir. Bu, sadece buz dağının görünen kısmı. deney yapan çocukO halde şu sonucu çıkarabiliriz rahatlıkla: Doktora tezini yazarken de iki farklı konsantrasyon düzeyi ve döneminden söz edebiliriz. Biri çalışma metnini oluşturmak ve sonuç metni yazmak; diğeri de o metne temel oluşturacak araştırmayı yapıp, çalışmayı gün be gün geliştirmek, yani sonuç ürüne bizi götüren araştırmanın gündelik çalışma kısmı ve rutinler. Bu iki parçada farklı beceriler ve dikkat noktaları vardır. Okuma, yazma, konuşma, dinleme, gözlemleme, soru sorma ve nihayet düşünme… Bütün bunların özellikle konsantrasyon düzeyindeki biçimleri, araştırmayı yaparken ve yazarken -kaçınılmaz olarak- farklılaşır.

Tez bir gecede mi yazılır?

Söz konusu bir doktora tezi olduğuna göre, onu bir gecede yazamayacağımıza göre, çalışmayı adım adım ama daha çok anbean geliştirmeye ihtiyacımız var. Bunu nasıl yapacağız? Bir esin mi bekleyelim? Hop bir anda kalkıp araştırmayı yapalım sonra da yazalım mı? Ya da araştırmayı yaparken bir yandan yazmak akıllıca mı? Peki siz de bazen kaybolduğunuzu hissediyor musunuz, okuduklarınızı nasıl derli toplu bir yazın taraması haline getireceksiniz? look-it-up-mdÜç ay önce okuduklarınızı hatırlıyor musunuz, nasıl sentezleyeceksiniz? Metodoloji de ne demek ki? Problematik diye bir şey dönüyor ama… peki ya hipotez.. ah o hipotez… Sosyal bilimlerdeki yeri nedir? Hipotez yazmalı mı yazmamalı mı? Tezde okuma, yazma, düşünme, gözlem becerileri nasıl geliştirilir? Anket sorusu nasıl hazırlanır, derin görüşme nedir? Bu soruların her birini sonraki yazılarımızda tek tek ele alacağız büyük olasılıkla.

Doktora tezi: Sürece odaklanmak & Alışkanlık geliştirmek

Şimdi gelelim daha az acı çekmek için kendi hayat felsefemde yaptığım –daha doğrusu yapmaya giriştiğim– değişikliğe (takdir edersiniz ki bu pek kolay olmuyor 🙂 ama aslında çok basit, çok sade): Sürece odaklanmak ve gerekli becerileri geliştirmek için yeni alışkanlıklar edinmek… Rob’la yaptığımız görüşmede, “yapıya çok fazla odaklanıyorsun, araştırma üzerine kafa yor, metin sonra onun üzerinden çıkacak” demişti. Ben de bu öneriyi çok anlamlı buldum. İnsanın yıllardır duyup da anlamlı bulduğu halde bir türlü hayatına geçiremediği fikirler bazen an geliyor, gündelik hayat içinde başka başka yollarla önüne çıkıyor. Ben de Viyana’ya döndükten sonra, aralık ayının son günlerinde bir film izledim ve hayatım değişti: Julie & Julia. julia&julia afişChallenge – kendine meydan okuma ve her gün düzenli olarak belli bir edime yoğunlaşmak ve bunun üzerine olan reflectionlarını / deneyimlerini, düşüncelerini bir blogda yazmak. Çok basit, sıradan bir şey gibi… Ama bu film benim bakış açımı ve hayatımı değiştiriverdi; sızım biraz hafifledi. Hayat bir günde değişmez elbette 🙂 bu da bir birikimin sonucu oldu. Özellikle Viyana’ya geldiğimden beri odaklandığım çalışmalar ve sorunlar… ve tabii ki önceki yıllardan biriktirdiklerim. Bunu fark etmek de beni rahatlattı: Siz biriktirdiklerinizsiniz, farkında olarak ya da olmayarak, sizde birikenlersiniz. O yüzden rahat olun; özünüzü, o birikimi duymaya çalışın. Sonra James Hayton’ın blogunu ve sayfasını takip ediyordum zaten facebooktan, James Clear diye bir adamla tanıştım. Adam liberalin önde gideni, girişimcilik ve hayat kalitesini geliştirmek üzerine düzenli blog yazıları yayınlayan bir adam. Ama, yazdıkları beni bir yerden yakaladı; hatta bu metni haftalardır yazıp yazamama öteleme işine de onun metinlerinden birini okurken son verdim.

Beni yakalayan yazısı hedeflere değil, işte bu ana odaklanın gibi bir başlık taşıyordu. Bundan önce farkındalık (mindfulness), yavaşlık (slowness) ve meditasyon üzerine de bir şeyler okumuştum. Bu yüzden bu metne çok hazırdım galiba. Yazıyı siz de okuyabilirsiniz. Uzun lafın kısası, adam şunu söylüyordu: “Sonuca çok fazla takılmadan, sürece odaklanır ve bir sistem, program dahilinde sürekli ve disiplinli bir şekilde çalışırsanız, hedefi unutsanız bile bir şekilde hedeflediğiniz o noktaya zaten ulaşırsınız”. Ne kadar basit değil mi… “Gerekli alışkanlıkları geliştirirseniz, ne motivasyona ne irade gücüne ihtiyacınız kalır,” diye de ekliyordu. Peki süreç nedir, sonuç nedir? Bunu sistem vs. hedef olarak da tarifleyebiliriz… Bir antrenör için hedef bir şampiyonadır; sistem, sporcularının her gün idmanlarda yaptıklarıdır. Bir yazar için hedef, bir-iki yılda bir kitap yazmaktır; sistem, yazma rutinidir. Benim için?… Hedef, bir senede doktora tezimi tamamlamak (seneye şubatta jüriye çıkacağım); sistem, çalışma programımım – yani ne zaman ne okuyacağım, ne zaman yazıp, düşüneceğim, hangi becerileri ne zaman ne şekilde geliştirmeye vakit ayıracağım – ve gündelik rutinlerim…

Clear şöyle devam ediyordu yazısında: Süreci ve gündelik hayatı göz ardı edip, sonuca odaklanmanın üç sıkıntısı vardır: (1) Mutluluğunuzu o başarı anına erteler, bugün tatmin olamazsınız. Yani hedef koymak size bir doğrultu kazandırsa da, sizin bugünkü mutluluğunuzdan çalar. ÇÖZÜM: Kendinizi bir hedefe değil, bir sürece adayın. (2) Hedefler tahmin edildiğinin aksine gelecekle ters orantılı bir ilişki içindedir. Hedefe fazla odaklandığınızda aslında onu gerçekleştirmek için ihtiyaç duyduğunuz kaynakların kendini yeniden üretme mekanizmalarını da olumsuz etkilersiniz. Kendinize güveniniz, sağlığınız, enerjiniz… Bunları aşısı zorlarsınız. Tüketirsiniz. ÇÖZÜM: Acil sonuçlara olan beklentinizden ve bağımlılığınızdan kurtulun. (3) Hedefler aslında denetiminizde olmayan şeyleri de kontrol edebileceğiniz yanılgısı yaratırlar. ÇÖZÜM: Esnek olun ve geri bildirimlere açık sistemler (loops – döngüler) yaratmaya gayret edin. Yani arada dönüp bakın, neler işliyor neler işlemiyor. Bugün yazdığı son blog yazısında da, hayata bir bilim insanının yaklaşımıyla yaklaşmaktan söz etmiş: Sizler başarısızlığı ya da hataları genel toplumsal yargılarla felaket olarak algılamayın, her biri doğruyu bulmada ödenen bir bedelden ibarettir. Bu yazıya da ulaşabilirsiniz.

Hadi hemen kalkın… Sizi sıkıştıran bitirme tarihinden (deadline) kurtulun önce, sonra azıcık kendinize meydan okuyun ama yaptığınız edim her neyse, azıcık yavaşlama cesaretini gösterin. Hayat amacınız, değerleriniz neyse onları gündelik hayatınızda görmek için bir şeyler yapın. Her gün.. Bu kişisel gelişim meselesi değil, bu bir varoluş meselesi, felsefi bir derinliği var. Mutluluk imkansız olsa da, hayalini kurduğunuz dönüştürmek istediğiniz dünya için belki de gündelik hayata daha çok hakim olmamız gerekiyor. Ne dersiniz?

07.02.2014 / Cuma // 01:43 – 03:51

Viyana / Döbling

Reklamlar